Bu çalışma, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2003–2025 yılları arasında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olarak verdiği on üç emsal kararını esas almakta; katkı payı alacağı, katılma alacağı, artık değere katılma, değer artış payı, anlaşmalı boşanmada mal rejimi tasfiyesinin kapsamı, başvurma harcı, mal ortaklığı sözleşmesinin kanun değişikliği karşısındaki durumu ve eş yararına üstlenilen borçlar gibi farklı eksenlerde bu içtihatların ortak ilkelerini süzmektedir.
Amacımız, kararlardan süzülen ortak ilkeleri sistematik bir biçimde ortaya koymak; ispat yükü, edinilmiş mal karinesi, fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet takdiri ve ölüme bağlı tasarruf lehine yorum (favor testamenti) gibi kurumların somut olaylarda nasıl işletildiğini göstermek ve uygulayıcılara — özellikle dava hazırlığı aşamasında — işlevsel bir yol haritası sunmaktır.
I. Yasal ve Tarihsel Çerçeve
A. Çift Rejim Dönemi: 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi
Türk aile hukukunda mal rejimi sorunları iki ayrı dönem üzerinden okunmak zorundadır. 01.01.2002 tarihine kadar yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, yasal mal rejimi olarak mal ayrılığını benimsemişti (TKM m. 170). Bu dönemde eşler, ayrı seçim yapmadıkça mallarının mülkiyeti, idaresi ve getirileri üzerinde bağımsız kalmakta; her birinin malları, geliri ve kazançları kendi kişisel malları sayılmaktaydı (TKM m. 186/1, 189). TKM, eşlerden birinin diğerinin malına yaptığı katkının tasfiye edilmesine dair bir düzenleme içermediğinden, öğreti ve Yargıtay içtihadı, TKM m. 5 yollamasıyla uygulanacak mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinden yararlanarak "katkı payı alacağı" kavramını geliştirmiştir.
B. Yeni Dönem: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
01.01.2002'de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiştir (TMK m. 202/1). Aynı tarihten önce evli olup bir yıl içinde başka bir rejim seçmeyen eşler bakımından, 4722 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 10/1. maddesi gereği, 01.01.2002 itibarıyla yasal mal rejiminin kendiliğinden yürürlüğe girdiği kabul edilmiştir. Böylece çok sayıda evlilik için iki dönemli bir tasfiye zorunluluğu doğmuştur: evlenme tarihinden 01.01.2002'ye kadar mal ayrılığı, 01.01.2002 ile mal rejiminin sona erdiği tarih arasında ise edinilmiş mallara katılma rejimi.
Mal rejiminin sona erme sebepleri TMK m. 225'te sınırlı sayıda gösterilmiştir: eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü, evliliğin iptali ya da boşanmayla sona erdirilmesi ve mahkemece mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi. Mahkeme kararıyla sona erme hâllerinde rejim, dava tarihi itibarıyla sona erer. Tasfiye davası ise ancak rejim sona erdikten sonra görülebilir; uygulamada eşlerin hakları boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde talep edilebilmektedir.
C. Tasfiyenin Üç Temel Alacağı
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi hâlinde uygulamada üç alacak kalemi söz konusudur:
- Değer artış payı alacağı (TMK m. 227) — bir eşin diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın katkıda bulunması hâlinde ortaya çıkan alacaktır.
- Artık değere katılma alacağı (TMK m. 231, 236) — her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden borçları düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısının diğer eşe ödenmesini konu alır.
- Katkı payı alacağı — 743 sayılı MK döneminde mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu sürede yapılan katkılar için, TKM'nin açık bir hükmüne değil, Yargıtay içtihadına dayanan özel bir tasfiye alacağıdır.
Aşağıda incelenecek Hukuk Genel Kurulu kararları, bu üç alacak türünün şartlarını, ispat rejimini ve pratikteki uygulamasını somut olaylar üzerinden berraklaştırmaktadır.
II. Mal Ayrılığı Rejimi Dönemi: Katkı Payı Alacağı
A. Kavram ve Hukuki Dayanak
Katkı payı alacağı, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde evlilik birliği devam ederken bir eşe ait mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına diğer eşin para veya para ile ölçülebilen maddi ya da hizmet değeriyle yaptığı katkının karşılığıdır. Hukuk Genel Kurulu, HGK 23.11.2021 T., 2018/472 E., 2021/1492 K. sayılı kararında bu kavramı açıkça şu çerçevede tanımlamıştır:
Katkı payı alacağı, MK gereği mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde evlilik birliği devam ederken bir eşe ait mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına diğer eşin para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkısının karşılığı olmak üzere hesaplanan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak türüdür.
— HGK 2018/472 E., 2021/1492 K.
Kural olarak katkıda bulunan eş, yalnızca alacak isteminde bulunabilir; aynen iade (ayın talebi) söz konusu olamaz. Bunun dayanağı, YİBGK'nın 07.10.1953 gün ve 1953/8 E., 1953/7 K. sayılı kararı ile mülkiyeti nakleden akitlerin resmî şekle tâbi olduğu yönündeki genel kuraldır. Uygulamada katkının dayanağı iki farklı biçimde ileri sürülmektedir: toplu para katkısı (miras, bağış, ziynet, önceki mal satışı gibi kişisel kaynakların aktarılması) ve çalışma karşılığı gelir ile katkı.
B. Çalışma Karşılığı Gelir ile Katkıda İspat Düzeni
HGK'nın 2018/472 E., 2021/1492 K. sayılı kararı, çalışma karşılığı gelirle katkı iddialarında izlenecek yöntemi adım adım ortaya koymaktadır. Karara göre katkı iddiasında bulunan eşin öncelikle düzenli ve sürekli çalıştığını ispat etmesi gerekir. Bu ispat maaş bordrolarıyla, sigorta kayıtlarıyla, meslek ve sanat odası ile ticaret/sanayi odası kayıtlarıyla, şirket ortaklık belgeleriyle ve her türlü delille — tanık dahil — sağlanabilir. Resmî kayıtların zorunluluğu yoktur; kayıt dışı çalışmanın hâkimde yeterli kanaat oluşturacak biçimde ispatlanması yeterlidir.
Bu noktada kararın getirdiği önemli yenilik, ispat yükünün yer değiştirmesine ilişkin fiilî karine formülüdür: katkı iddiasında bulunan eş düzenli ve sürekli çalışmayı ispatladığında, hayatın olağan akışı uyarınca bu gelirin katkıda kullanıldığı fiilî karine olarak kabul edilir. Bundan sonra, gelirin başka yerde kullanıldığını iddia eden diğer eşin karinenin aksini ispatlaması gerekir.
Katkı iddiasında bulunan eş, anlatılan şekilde katkısının olduğunu ispatladığı takdirde, hayatın olağan akışı uyarınca elde edilen gelirin "katkıda kullanıldığı" fiilî karine olarak kabulü gerekir. Bundan sonra gelirin başka yerde kullanıldığını iddia eden diğer eş, fiilî karinenin aksini ispatlamalıdır.
— HGK 2018/472 E., 2021/1492 K.
Aynı yaklaşım, HGK 14.05.2013 T., 2012/1137 E., 2013/879 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Söz konusu kararda kadın eşin kooperatif hissesini satışından elde edilen gelirle, koca adına tescilli taşınmazın edinilmesinde katkı sağladığı iddiası incelenmiş; satış ve edinme tarihlerinin büyük ölçüde çakışması ile 743 sayılı MK'nın 152. maddesi gereği kocanın evi geçindirme yükümlülüğünün bulunması dikkate alınarak, kocanın aksini ispatlayamadığı bir durumda katkının sübut bulduğu sonucuna varılmıştır. Karar, ispat yükünün "hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düştüğü" yönündeki klasik ilkeyi pekiştirmektedir.
C. Yurt Dışında Çalışan Eşin Durumu
HGK 30.04.2014 T., 2014/48 E., 2014/554 K. sayılı karar, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde yurt dışında birlikte çalışan eşlerin durumunu ele almıştır. Kararda, her iki eşin de İngiltere'de gelir getiren işlerde çalıştığı uyuşmazlıksız olduğu hâlde, yerel mahkemenin davayı katkının ispat edilemediği gerekçesiyle reddetmesi doğru bulunmamıştır. Hukuk Genel Kurulu, çalışan kadın eşin edinilmesine katkı yaptığının kural olarak kabulü gerektiğini vurgulamış; taşınmazın edinildiği tarihte eşlerin ayrı ayrı gelirlerinin belirlenmesini, sosyal statü ve konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamalar ile 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi uyarınca kocanın evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamaların çıkarılarak elde edilecek tasarruf oranları üzerinden hesaplama yapılmasını istemiştir. Ayrıca davacının dilekçesinde "her türlü delil"e dayanmış olmasının yemin deliline dayanıldığı anlamına geldiği de açıkça ifade edilmiştir.
Bu kararın bir diğer önemi, mal rejiminin sona erme tarihinden sonra edinilen taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların TMK m. 202 vd. hükümlerine göre değil, genel hükümlere göre çözüleceğini ve 4787 sayılı Kanun'un 4. maddesi karşısında aile mahkemelerinin görev alanı dışında kaldığını tespit etmesidir. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan, bu konuda yargılamanın her aşamasında resen görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir.
D. Ölüme Bağlı Tasfiyede Katkı Payı ve Hakkaniyet Takdiri
HGK 21.05.2025 T., 2023/709 E., 2025/325 K. sayılı karar, eşlerden birinin ölümüyle sona eren evliliklerde mirasçının katkı payı talebini incelemiştir. Müteveffa kocanın çalışarak gelir elde ettiği, buna karşın taşınmaz tapu kaydının sağ kalan davalı eş adına oluşturulduğu davada Hukuk Genel Kurulu, olağan hayat deneyimleri çerçevesinde çalışan eşin katkısının kabulü gerektiğini ancak gelirin tam olarak belirlenememesi hâlinde katkı oranının nasıl hesaplanacağı sorununa değinmiştir. Kararın kritik formülü şöyledir: hâkim, TMK m. 4 ve TBK m. 50 çerçevesinde denkleştirici adalet ilkesi gereği somut olayın koşullarını kendi içinde değerlendirerek, hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir etmekle yükümlüdür.
Eşler, işbirliği ve dayanışma ile evliliğin getirdiği yükümlülüğü birlikte karşılarlar. Birlik içinde meydana gelen olumsuzluklara nasıl ki birlikte karşı koymaları gerekiyorsa, olumlu sonuçlardan da birlikte yararlanmaları gerekir.
— HGK 2023/709 E., 2025/325 K.
Karar, gelirin hesaplanmasının mümkün olmadığı dosyalarda bile mahkemelerin sübut bulmuş katkıyı hakkaniyete uygun bir oranla karşılıksız bırakmamasını ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesini somut bir ölçüye dönüştürmektedir. Kararın karşı oyu ise davalının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesindeki beyanın mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğunu, ikrar bakımından iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının uygulanamayacağını savunmaktadır — bu yönüyle karşı oy ispat hukukuna dair tartışmalar için referans bir metindir.
E. Bağış İradesinin Sıkı İspatı
Mal rejimi uygulamasında sıkça karşılaşılan savunmalardan biri, bir eşin diğerine yaptığı devir ya da aktarımın bağış olduğu iddiasıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 07.12.2021 tarihli HGK 2018/657 E., 2021/1617 K. sayılı kararında bu savunmanın kabulü sıkı koşullara bağlanmıştır. TBK m. 285/1'de bağış, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere mal varlığından bağışlanana karşılıksız bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Ancak causa donandi — bağış sebebi — unsuru taşımayan, ahlakî ödev ya da ifa amacıyla yapılan kazandırmalar bağış sayılmaz.
Karara göre eşlerin, evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancıyla, ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak için, örf ve adete uygun olarak yaptıkları yatırımlar kural olarak bağış değildir. Karşılıksız olan bu katkıların birliktelikten doğan dayanışma kapsamında ve kişinin kendisinin de yararlanacağı düşüncesiyle yapıldığı, mal rejiminin sona ermesi hâlinde diğer eşten istenebileceği kabul edilmelidir.
Devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın, bağış olarak değerlendirilebilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık olması gerekir.
— HGK 2018/657 E., 2021/1617 K.
Somut olayda erkek eş, bedelini kendisi ödeyerek edindiği taşınmazı dava dilekçesinde "jest amaçlı ve güven ilişkisine dayalı olarak" eşine devrettiğini ifade etmiş; kadın eş de savunmasında kendisine takılan altınların satılmasıyla edinilmiş kişisel malı olduğunu iddia etmiştir. Hukuk Genel Kurulu, her iki taraf beyanının da bağış iradesini kesin ve inandırıcı biçimde ortaya koymadığını tespit ederek, işlemin katkı payı alacağı çerçevesinde tasfiyeye tâbi tutulması gerektiğine hükmetmiştir. Karar, uygulayıcılara dava dilekçesinde "bedelsiz devir", "jest amacıyla", "karşılıksız verme" gibi ifadelerin otomatik olarak bağış sayılmayacağını göstermektedir.
III. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi: Katılma ve Değer Artış Payı Alacağı
A. Rejimin İşleyişi ve Alacak Doğumu
4721 sayılı TMK m. 218 uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar (TMK m. 219) ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (TMK m. 220–221) kapsar. Edinilmiş mal; her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar, rejim başlangıcında mevcut olan, sonradan miras veya herhangi bir karşılıksız kazanma yoluyla edinilen mal varlıkları ile sayılan diğer değerlerdir.
HGK 24.04.2024 T., 2023/467 E., 2024/199 K. sayılı kararında isabetle vurgulandığı üzere, artık değere katılma alacağının doğumu için talep eden eşin bir gelirinin olması veya malın edinilmesine katkıda bulunması aranmaz: rejim süresince edinilmiş bir malın bulunması ve borçlar düşüldükten sonra artık değer kalması, başka herhangi bir şart aranmaksızın diğer eşin katılma alacağını kendiliğinden doğurur.
B. Edinilmiş Mal Karinesi ve Tersine İspat Yükü
HGK 2023/467 E., 2024/199 K. sayılı karar, TMK m. 222/3'te düzenlenen edinilmiş mal karinesinin işleyişini örneklendirmesi bakımından son derece öğreticidir. Karara konu olayda, evlilik birliği içinde davalı erkek eş adına tescil edilen aracın peşinat ve kredi taksitlerinin gerçekte davalının arkadaşı olan üçüncü kişi tarafından ödendiği savunulmuştur. Hukuk Genel Kurulu, HMK m. 190/2'de düzenlenen kanunî karine kuralını uygulayarak: davacının aracın evlilik birliği içinde edinildiğini ispatlamasıyla ispat yükünün yerine getirildiğini, bundan sonra aksini iddia eden davalıya ispat külfetinin geçtiğini tespit etmiştir.
Karara göre davalı erkek eş, peşinat ve dokuz aylık kredi taksitinin üçüncü kişi tarafından ödendiğine ilişkin somut, yeterli ve inandırıcı delil sunamamıştır. Tanık beyanları duyuma dayalı olmakla yetinilmiş, ilgili finans şirketi ödemelerin kim tarafından yapıldığını bilmediğini bildirmiş, mesajlaşma metinlerinde ise ikrar düzeyinde bir beyan bulunmamıştır. Kararın ortaya koyduğu kritik noktalardan biri de, dava tarihinden sonraki tarihlere ilişkin dekontların tasfiyeye esas alınamayacağı ilkesidir. Mal rejimi dava tarihinde sona erdiğinden, o tarihten sonra yapılan ödemeler artık değer hesabına dahil edilemez.
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222/3). (…) Davacı aracın evlilik birliği devam ederken alındığını ispatlayarak, üzerine düşen ispat yükünü kanuni bir karineyle yerine getirmiş, dolayısıyla ispat külfeti bunun aksini iddia eden davalı erkeğe geçmiştir.
— HGK 2023/467 E., 2024/199 K.
C. Kişisel Mal ile Edinilmiş Gelir Ayrımı: Şirket Hisseleri
HGK 01.07.2021 T., 2020/458 E., 2021/889 K. sayılı kararı, uygulamada sık karşılaşılan bir sorunu — evlilikten önce kurulmuş şirket hisseleri — doğrudan ele almaktadır. Kararda, eşlerin 22.08.2003'te evlendiği ve davalı erkek eşin 08.09.1999 tarihinde, yani evlilik öncesinde kurulmuş limited şirketteki %98 oranındaki hakim ortaklık payının incelendiği anlaşılmaktadır. Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 220/2 uyarınca eşlerin rejim başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı değerinin kişisel mal sayılacağını — edinme şekline bakılmaksızın — vurgulamıştır. Bu nedenle şirket hissesi davalının kişisel malıdır.
Ancak kararın temel katkısı burada bitmez. Aksi kararlaştırılmadığından, evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadar olan dönemde davalının şirketteki hissesine düşen gelir edinilmiş mal niteliğindedir ve varsa tasfiye davasının konusu olabilir. Yerel mahkemenin, şirketin gerçek hakim ortağının davalının babası olduğuna ilişkin tanık anlatımları ve bilirkişi değerlendirmesi karşısında davayı reddetmesi, dosyadaki resmî ticaret sicil kayıtlarının gösterdiği durumu gözardı etmesi nedeniyle isabetli bulunmamıştır. Kararın açtığı yol, mahkemelerden şu araştırmayı istemektedir: evlilik süresince şirketin kâr edip etmediği, kâr etmişse ortağa kâr payı (temettü) ödenip ödenmediği, ödenmişse bu paraların mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olup olmadığı ya da yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği; kâr payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığı. Ödenmiş kâr payının mevcut olmadığı durumlarda, iddia ve savunma doğrultusunda ailenin ekonomik ve sosyal statüsü, yaşam standardı ve hayatın olağan akışına göre aile harcamasında kullanıldığı kabul edilen makul miktar çıkarıldıktan sonra kalan miktarın tasfiyede dikkate alınması gerekir.
D. Üçüncü Kişiye Yapılan Devirler ve TMK m. 229
HGK 26.09.2012 T., 2012/8-192 E., 2012/629 K. sayılı karar, katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler sorununu aydınlatmaktadır. Olayda davalı erkek eş, evlilik birliği içinde edindiği taşınmazı mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açılmasına çok yakın bir tarihte kendi babasına satış yoluyla devretmiştir. TMK m. 229/1-2 uyarınca mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediye dışı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler edinilmiş mallara eklenir.
Kararın kavramsal katkısı, öğretideki tartışmayı sonlandırıcı nitelikte bir ayrım yapmasıdır: muvazaa ile TMK m. 229/2'deki "katılma alacağını azaltma kastı" birbirinden farklı kavramlardır. Tarafların gerçek iradelerini gizleyerek görünürde başka işlem yapması muvazaadır; oysa geçerli ve gerçek iradeye dayanan bir sözleşme dahi katılma alacağını azaltma amacıyla yapılmış olabilir. Bu nedenle muvazaa davasının sonucu, TMK m. 229/2 çerçevesinde açılmış tasfiye davası bakımından bekletici mesele oluşturmaz. Katılma alacağı davası ayni hak talebi içermez; eşlere — TMK m. 240'ta düzenlenen istisna dışında — ancak şahsi bir alacak hakkı tanır.
Karar ayrıca, kredi ile edinilen taşınmazlarda mal rejiminin sona erdiği tarihte kalan kredi borcunun katılma alacağı hesabında dikkate alınması gerektiğini ve TMK m. 235/2 uyarınca edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değerinin malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanacağını vurgulamaktadır. Son olarak, kişisel malın (davalının evlilik öncesi satılan otomobilinin) satış bedeliyle edinilen başka bir taşınır (motosiklet) TMK m. 220/4 uyarınca yine kişisel mal sayılmakta ve tasfiyeye dahil edilmemektedir.
IV. Usul Hukuku Boyutu
A. Başvurma Harcı ve Davanın Açılması
HGK 03.12.2014 T., 2014/47 E., 2014/991 K. sayılı karar, mal rejimi tasfiyesi davasının açılmasında sıkça karşılaşılan bir usul sorununu ele almaktadır. Olayda davacı kadın, boşanma ve tedbir nafakası davasının yargılaması sırasında sunduğu dilekçelerde mal rejimine ilişkin taleplerde bulunmuş, bu talepler için peşin karar ve ilam harcı ödenmiş; ancak başvurma harcı yatırılmamıştır. Mahkeme, davayı esastan incelemiş ve kısmen kabul etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu bu yaklaşımı isabetsiz bulmuştur. HUMK m. 178 vd. (6100 sayılı HMK m. 118 vd.) uyarınca dava dilekçesinin şekli, usûlî işlemin temelini oluşturur. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereği başvurma harcı, salt davanın açılmasıyla ilgili olarak baştan tamamı alınması gereken bir harç olup, peşin karar ve ilam harcı gibi sonradan tamamlanması mümkün değildir. Dava, başvurma harcının alındığı tarihte açılmış sayılır. Başvurma harcının yatırılmaması, dava dilekçesinin esas defterine kaydedilmesini dahi engeller.
Şu halde istek konusunda başvuru harcı yatırılmadığına göre, peşin karar ve ilam harcının sonradan yatırılmış olması tek başına, bağımsız nitelikteki bu talebi dava haline getirmez.
— HGK 2014/47 E., 2014/991 K.
Kararın değerli yanı, objektif dava birleşmesi (yığılması) ile bağımsız dava arasındaki farkın altını çizmesidir: bir dava dilekçesiyle birden fazla talep ileri sürülmesi hâlinde, her talebin talep sonucu kısmında açıkça ve ayrı ayrı gösterilmesi gerekir; yatırılan başvurma harcının ancak bu suretle tüm talepleri kapsadığı kabul edilir. Somut olayda tedbir nafakası dilekçesinin talep sonucu kısmında mal rejimine ilişkin miktar belirtilmek suretiyle yapılmış bir talep bulunmadığından, objektif dava yığılmasından söz edilemeyeceği ve mal rejiminin tasfiyesi için ayrıca açılmış bir davanın varlığı bulunmadığı tespit edilmiştir. Karar, mal rejimi tasfiyesi talebinin daima müstakil dilekçe, açık talep sonucu ve başvurma harcı ile açılması gerektiğini — aksi hâlde karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerekeceğini — ortaya koymaktadır.
B. Anlaşmalı Boşanma Protokolü ve Mal Rejimi
Hukuk Genel Kurulu'nun mal rejimi tasfiyesine ilişkin son önemli kararlarından HGK 10.09.2025 T., 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı karar, anlaşmalı boşanma davasının duruşmasında eşlerin sarf ettiği kısa ifadelerin sonraki mal rejimi tasfiyesine etkisini tartışmaktadır. Uyuşmazlığa konu olayda eşler 18.08.2005 tarihli duruşmada her ikisi de "Paylaşacak bir malımız ve eşya talebim yoktur" şeklinde beyanda bulunmuş, boşanma kararı kesinleşmiştir. Dokuz yıl sonra açılan mal rejimi tasfiyesi davasında yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi, bu beyanı mal rejiminin tasfiyesi olarak değerlendirmiş ve davayı reddetmiştir.
Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, bu yaklaşımı iki temel gerekçeyle bozmuştur. Birinci gerekçe, TMK m. 166/3'te düzenlenen anlaşmalı boşanmanın kapsamına ilişkindir: maddedeki "boşanmanın mali sonuçları" kavramı yalnızca maddi-manevi tazminat (m. 174), yoksulluk nafakası (m. 175) ve iştirak nafakasını (m. 182) kapsar; mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın fer'îsi değildir. Eşler, tasfiyeyi anlaşmalı boşanma ile birlikte yapabilecekleri gibi zamanaşımı süresi içinde sonraya da bırakabilirler. Bu konuda anlaşma sağlanamaması, anlaşmalı boşanma davasının reddini gerektirmez.
İkinci ve daha pratik gerekçe, feragatin aranan açıklık düzeyine ilişkindir: feragatin somutlaştırılmış bir hak üzerinde, kayıtsız şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir. Boşanma davasının duruşmasındaki "Paylaşacak bir malımız ve eşya talebim yoktur" cümlesi, bu düzeyde bir açıklığı taşımamaktadır. Karar, özellikle anlaşmalı boşanma dilekçelerinde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin özel bir düzenleme yer almadığı ve hüküm fıkrasında da bu konuda bir karar bulunmadığı hâllerde, duruşma tutanağında yer alan benzer beyanların sonradan açılan tasfiye davasını engellemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi hususunda da anlaşma yapılmak isteniyorsa, bu hususun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması çok önemlidir. Anlaşma metninde, soyut, muğlâk, her anlama gelebilen, farklı şekilde yorumlanmaya açık, müphem kelime ve cümleler kullanılmamalıdır.
— HGK 2024/7 E., 2025/498 K.
Kararın oldukça kuvvetli bir karşı oyu da bulunmaktadır. Karşı oy, mahkeme içi ikrarın her davada kesin delil olduğu ve TMK ile diğer kanunların sistematiğinde "mal" ve "eşya" tabirlerinin taşınır/taşınmaz bütün mal varlığını kapsayacak biçimde kullanıldığından hareketle, beyanın mal rejimi tasfiyesini de kapsadığını savunmaktadır. Uygulayıcılar açısından tartışma henüz tamamen son bulmuş görünmemekle birlikte, Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunun çizgisi şu an için belirleyicidir: anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejimi tasfiyesinin açık ve somut biçimde düzenlenmediği durumlarda, tasfiye hakkı zamanaşımı süresince korunur.
V. Mal Rejimi Sözleşmeleri ve Özel Düzenlemeler
A. Mal Ortaklığı Sözleşmesi ve Ölüme Bağlı Tasarruf Niteliği
HGK 14.05.2014 T., 2013/1077 E., 2014/664 K. sayılı kararı, 743 sayılı MK döneminde düzenlenmiş bir mal ortaklığı sözleşmesinin 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girmesi karşısındaki akıbetini belirlemesi bakımından ilgi çekicidir. Eşler, 1971 yılında noterde düzenleme şeklinde bir "Re'sen Umumi Mal Ortaklığı Mukavelesi" yapmış, sözleşmenin 6. maddesinde eşlerden birinin diğerinden önce vefatı hâlinde ortaklığa ait malların tamamının sağ kalan eşe kalacağını kararlaştırmışlardır. Eşler TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002'den itibaren bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmemiş; 2003 yılında erkek eş vefat etmiştir.
4722 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi uyarınca tarafların önceden sözleşme ile seçtikleri mal ortaklığı rejimi, 01.01.2002 itibarıyla yasal edinilmiş mallara katılma rejimine dönüşmüştür. Buna rağmen sözleşmenin 6. maddesi bakımından Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu önemli bir ayrıma gitmiştir: sözleşmenin diğer hükümleri mal rejimine ilişkin olsa da, 6. madde içerik itibarıyla ölüme bağlı tasarruf — daha teknik bir söyleyişle olumlu miras sözleşmesi — hükmü taşımaktadır. TMK m. 545/1 uyarınca miras sözleşmesinin geçerliliği için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir; olayda sözleşme iki tanık huzurunda noterce düzenlenmiş olduğundan şekil koşulu karşılanmıştır.
Mirasbırakanın son arzularının mümkün olduğu kadar ayakta tutulması (favor testamenti / ölüme bağlı tasarruf lehine yorum) gerekir.
— HGK 2013/1077 E., 2014/664 K.
Karara göre mal rejimi sözleşmesinin konusu kanunen sınırlı olup; eşlerin ölüme bağlı olarak terekeleri hakkında yapacakları düzenlemeler artık mal rejimi sözleşmesi olarak kabul edilemez. Ancak bu husus, söz konusu düzenlemenin hukuken geçersiz sayılacağı anlamına gelmez: favor testamenti ilkesi uyarınca içerik itibarıyla miras sözleşmesi koşullarını taşıyan bu hüküm, ölüme bağlı tasarruf olarak ayakta tutulmalıdır. Karar, uygulamada çok sayıda eski tarihli noter sözleşmesinin akıbetini belirleyici niteliktedir. Karşı oy ise bu nitelemenin iki taraflı noter sözleşmesinden tek taraflı bir vasiyetname çıkarmak anlamına geldiğini ve hukuk güvenliğini zedelediğini savunmaktadır.
B. Eş Yararına Kefalet ve İpotek: TKM m. 169/3
Kronolojik olarak en eski kararımız olan HGK 02.04.2003 T., 2003/271 E., 2003/261 K. sayılı karar, 743 sayılı TKM'nin 169/3. maddesinin uygulama alanının sınırlarını çizmektedir. Anılan hüküm, koca menfaatine olarak kadın tarafından üçüncü şahsa karşı iltizam olunan borçların sulh hakimi tarafından tasdik olunmadıkça geçerli olmayacağını düzenlemekteydi. Hukuk Genel Kurulu, bu hükmün iltizam olunan borçlar yanında tasarruf işlemlerini — özellikle ipotek tesisini — de kapsadığını öğretide benimsenen genel anlayış doğrultusunda kabul etmiştir.
Ne var ki karar, somut olayda önemli bir sınırlama getirmektedir: kadının kefil olduğu ve ipotek verdiği kredi ilişkisi, kocanın ortağı olduğu limited şirket lehine kurulmuştur. Hukuk Genel Kurulu, şirket tüzel kişiliği ile kocanın ayrı kişiliklere sahip olduğunu, dolayısıyla kadının yaptığı kefalet ve ipoteğin doğrudan kocası yararına üstlenilen bir borç olmadığını tespit ederek, TKM m. 169/III'ün uygulama yerinin bulunmadığına karar vermiştir. Karar, 01.01.2002 sonrasında TMK m. 193 ile kadının yasal ehliyet kısıtlamasının kaldırılmış olması nedeniyle doğrudan etki alanı bakımından tarihi bir önem taşımakla birlikte, tüzel kişilik perdesi ve aile hukuku kuralları arasındaki etkileşim açısından güncelliğini korumaktadır.
VI. Ortak İlkeler ve Pratik Değerlendirme
A. İçtihatlardan Süzülen İlkeler
İncelenen on üç kararın karşılaştırmalı okunmasından aşağıdaki ortak ilkeler süzülmektedir. Bu ilkeler, mal rejimi tasfiyesi davalarının her aşamasında — dilekçelerin hazırlanması, delillerin derlenmesi, bilirkişi incelemesi ve istinaf/temyiz stratejileri — uygulayıcıya somut bir rehber sunmaktadır.
- İki dönemli tasfiye zorunluluğu: 01.01.2002 öncesi ve sonrası için ayrı değerlendirme yapılmalı; mal ayrılığı dönemi için katkı payı alacağı, edinilmiş mallara katılma dönemi için katılma ve değer artış payı alacağı kurumları ayrı ayrı işletilmelidir.
- Edinilmiş mal karinesi (TMK m. 222/3): Rejim süresince eş adına oluşan tüm mal varlığı aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş maldır. Kişisel mal savunması, somut ve inandırıcı delille desteklenmediği sürece başarı şansı bulmaz.
- Çalışma + olağan hayat akışı = fiilî katkı karinesi: Düzenli ve sürekli çalışmanın ispat edilmesi hâlinde elde edilen gelirin katkıda kullanıldığı fiilî karine olarak kabul edilir; ispat yükü karşı tarafa geçer.
- Hakkaniyet ve fedakârlığın denkleştirilmesi (TMK m. 4, TBK m. 50): Katkının varlığı sübuta ermekle birlikte gelirin veya oranın tam olarak hesaplanamadığı hâllerde, hâkim somut olaya göre hakkaniyete uygun bir oran takdir etmekle yükümlüdür.
- Bağış iradesinin sıkı ispatı: Eşlerin birbirlerine yaptığı karşılıksız kazandırmalar kural olarak bağış değildir; ancak bağış iradesi ve kastı duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta ortaya konulursa bağıştan söz edilebilir.
- Başvurma harcının zorunluluğu: Mal rejimi tasfiyesi talebi, ayrıca ve açıkça talep sonucu kısmında belirtilmeli ve başvurma harcı yatırılmalıdır; aksi hâlde açılmış bir davadan söz edilemez.
- Anlaşmalı boşanmada feragat açıklığı: Protokolde mal rejimine ilişkin somut ve açık bir düzenleme bulunmuyorsa, duruşmadaki muğlak beyanlar sonraki tasfiye davasını engellemez.
- Dava tarihinin belirleyiciliği: Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erdiğinden (TMK m. 225/2), bu tarihten sonra yapılan ödemeler ve tarihten sonra edinilen mallar tasfiyeye dahil edilemez; bu ikincisi için Aile Mahkemesinin görevi dahi bulunmaz.
- Favor testamenti kuralı: Mirasbırakanın son arzularının mümkün olduğu kadar ayakta tutulması gerekir; mal rejimi sözleşmesi olarak nitelenemeyen bir hüküm, şekil şartlarını taşımak kaydıyla miras sözleşmesi olarak ayakta kalabilir.
B. Dava Hazırlığı İçin Pratik Kontrol Listesi
Mal rejimi tasfiyesi davası açılmadan önce aşağıdaki hususların sırasıyla çalışılması, Hukuk Genel Kurulu içtihadının ortaya koyduğu tuzaklara karşı etkili bir koruma sağlamaktadır:
- Evlenme tarihi ile mal rejiminin sona erdiği tarih kesin olarak belirlenmeli; 01.01.2002 iki farklı rejim dönemi arasında miladi sınır olarak tespit edilmelidir.
- Tasfiyeye konu her mal varlığı için; edinme tarihi, edinme biçimi (satış, miras, bağış, ifraz, imar uygulaması, kredi ile alım), kaynak ve ödeme belgeleri teker teker belgelendirilmelidir.
- Taşınmazlar bakımından tapu kaydı ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte temin edilmelidir; HGK 2018/657 kararının karşı oyundaki eleştiri, bu belgelerin dosyaya kazandırılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
- Çalışma karşılığı gelirle katkı iddiasında bulunulacaksa, maaş bordroları, SGK kayıtları, ticaret sicili kayıtları, meslek odası kayıtları ve tanık listesi önceden hazırlanmalı; kayıt dışı çalışma iddiaları için hâkimde yeterli kanaat oluşturacak yoğun delil toplanmalıdır.
- Toplu para ile katkı iddiasında parasal kaynağın varlığı (banka hareketleri, mirasçılık belgesi, bağış sözleşmesi, önceki mal satış senedi) ve katkı olarak kullanıldığı (edinme tarihi ile kaynak tarihinin örtüşmesi, ödeme dekontu) ayrı ayrı ispatlanmalıdır.
- Dava dilekçesinde mal rejimi tasfiyesi talebi ayrı bir bölüm olarak net biçimde ifade edilmeli; başvurma harcı mutlaka yatırılmalı; her bir mal varlığına ilişkin değer ve oran ayrı ayrı gösterilmelidir.
- Anlaşmalı boşanma ihtimali varsa, protokolde mal rejimi tasfiyesine ilişkin kısmın tam ve açık biçimde — eğer feragat söz konusuysa hangi haklardan feragat edildiği kaleme alınarak — düzenlenmesi sağlanmalıdır.
- Dava açıldıktan sonra, mal rejiminin sona erdiği tarih ile dava tarihi arasında yapılan devirler TMK m. 229 çerçevesinde araştırılmalı; katılma alacağını azaltma kastı varsa ihtiyati tedbir ve dava talepleri buna göre şekillendirilmelidir.
- Davalı konumundaki müvekkil bakımından, cevap dilekçesinin süresi dikkatle takip edilmelidir; HGK 2023/709 E., 2025/325 K. kararındaki karşı oyun gösterdiği gibi, süresinden sonra verilen cevap dilekçesinde bile karşı tarafın lehine yorumlanabilecek ikrar nitelikli beyanlardan kaçınılmalıdır.
C. Temyiz Stratejisi Açısından Değerlendirme
Direnme kararlarının ağırlıklı olarak bozulma ile sonuçlandığı incelenen dosyalarda dikkat çeken ortak nokta, yerel mahkemelerin ispat yükünü yanlış paylaştırması ve edinilmiş mal karinesini ihmal etmesidir. Özellikle HGK 2023/467 (araç davası), HGK 2018/472 (terzi dükkânı), HGK 2018/657 (taşınmaz devri), HGK 2020/458 (şirket kâr payı) ve HGK 2023/709 (ölüme bağlı katkı) dosyalarında Yargıtay, mahkemelerin fiilî karineyi işletmeden somut delil araması tutumunu sistematik biçimde eleştirmiştir. Temyiz ve istinaf dilekçelerinde bu kararlara yapılacak atıflar, ispat rejimi hatalarının düzeltilmesi için etkili bir dayanak oluşturmaktadır.
Direnme kararının onandığı tek örnek olan HGK 2013/1077 E., 2014/664 K. kararı ise, ölüme bağlı tasarruf lehine yorum ilkesini uygulayarak, görünürde geçersiz sayılabilecek bir sözleşme hükmünü miras sözleşmesine dönüştürerek koruyan bir örnek olarak istisnai biçimde dikkat çekmektedir.
Sonuç
Hukuk Genel Kurulu'nun incelenen on üç kararı, mal rejimi tasfiyesi alanında tutarlı ve birbirini tamamlayan bir içtihat çizgisi oluşturmaktadır. Bu çizginin merkezinde, evlilik birliğinin işbirliği ve dayanışma esasına dayandığı, eşlerin olumsuz sonuçlara birlikte karşı koymaları gerektiği gibi olumlu sonuçlardan da birlikte yararlanmaları gerektiği düşüncesi yatmaktadır. Kararlar, bu düşünceyi somut usul ve delil kurallarına dönüştürmekte; ispat yükünü adil biçimde dağıtmakta ve hakkaniyet takdiri yoluyla kapalı kalmış olgulara çözüm üretmektedir.
Uygulayıcılar için sonuç nettir: mal rejimi tasfiyesi davası, teknik bir alacak davasından çok daha fazlasıdır. Dava hazırlığında iki dönemli tasfiyenin matematiği, edinilmiş mal karinesinin işletilmesi, kişisel mal iddialarının somut kanıtlarla desteklenmesi, anlaşmalı boşanma protokollerinde özen, başvurma harcının ihmal edilmemesi ve mal rejiminin sona erme tarihinin kesin tespiti, bir davanın kaderini belirleyen unsurlardır. Hukuk Genel Kurulu'nun çizdiği bu çerçeve, hem eşler arasındaki maddi adaletin hem de mahkemelerin iş yükünün sağlıklı biçimde yönetilmesinin temel güvencesidir.
Ek: İncelenen Hukuk Genel Kurulu Kararları
- HGK 02.04.2003 T., 2003/271 E., 2003/261 K. TKM m. 169/3 — eş menfaatine kefalet/ipotek; şirket tüzel kişiliği ile eş arasındaki ayrım.
- HGK 26.09.2012 T., 2012/8-192 E., 2012/629 K. TMK m. 229/2 — katılma alacağını azaltma kastı; muvazaa ile ayrım; kişisel mal yerine geçen değer.
- HGK 26.06.2013 T., 2012/1137 E., 2013/879 K. Katkı payı alacağı; kişisel mal satışından elde edilen gelirin katkı olarak kullanıldığına ilişkin karine; ispat yükü.
- HGK 30.04.2014 T., 2014/48 E., 2014/554 K. Yurt dışında birlikte çalışan eşlerin katkı payı alacağı; yemin delili; mal rejimi sonrası edinilen mallar ve görev.
- HGK 14.05.2014 T., 2013/1077 E., 2014/664 K. Mal ortaklığı sözleşmesi ile yasal mal rejimine dönüşüm; favor testamenti; olumlu miras sözleşmesi niteleme.
- HGK 03.12.2014 T., 2014/47 E., 2014/991 K. Başvurma harcı yatırılmaması; objektif dava yığılması; karar verilmesine yer olmadığına hükmü.
- HGK 01.07.2021 T., 2020/458 E., 2021/889 K. Evlilik öncesi kurulmuş şirket hissesi kişisel mal; evlilik süresince hisseye düşen kâr payı edinilmiş mal.
- HGK 23.11.2021 T., 2018/472 E., 2021/1492 K. Katkı payı alacağı; düzenli ve sürekli çalışma; fiilî katkı karinesi; hakkaniyet ve fedakârlığın denkleştirilmesi.
- HGK 07.12.2021 T., 2018/657 E., 2021/1617 K. Eşler arası karşılıksız devir; bağış iradesinin sıkı ispatı; causa donandi; karşılıklı güven ilişkisi.
- HGK 24.04.2024 T., 2023/467 E., 2024/199 K. Artık değere katılma alacağı; TMK m. 222/3 edinilmiş mal karinesi; kanuni karine ve ispat yükünün değişmesi.
- HGK 21.05.2025 T., 2023/709 E., 2025/325 K. Ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesi; mirasçının katkı payı talebi; TMK m. 4 / TBK m. 50 uyarınca hakkaniyet takdiri.
- HGK 10.09.2025 T., 2024/7 E., 2025/498 K. Anlaşmalı boşanmada mal rejimi tasfiyesi; feragatin açıklığı; duruşma beyanlarının kapsamı.
Mal rejimi tasfiyesi, katkı payı veya katılma alacağı davalarınız için hukuki destek alın.
Urla ve İzmir genelinde aile hukuku ve mal rejimi uyuşmazlıklarında deneyim.
Av. Kadircan'ı Ara İletişim Formu