Ana Sayfa Hakkımızda Faaliyet Alanları Makaleler Hesaplamalar İletişim Müvekkil Girişi Personel Giriş
← Makale Listesine Dön

Kira Sözleşmelerinde Dörtlü Ayrım | Gayrimenkul Hukuku

1 Mayıs 2026 Av. Kadircan Eldemir Gayrimenkul Hukuku
Gayrimenkul Hukuku

Kira Sözleşmelerinde Dörtlü Ayrım

Türk hukukunda her kira ilişkisi aynı rejime tabi değildir. Konut, dükkân, arsa, baz istasyonu, vakıf taşınmazı, tarım arazisi — her biri ayrı kurallarla yönetilir. Uygulayıcının ilk adımı, sözleşmeyi doğru sınıflandırmaktır; çünkü yanlış sınıflandırma açılan davanın görevsizlik veya esastan reddi ile sonuçlanır.

Bu makalede kira sözleşmelerinin dörtlü ayrımı (İhale Kanunu kiralamaları, genel hükümlere tabi sözleşmeler, konut ve çatılı işyeri kiraları, ürün kirası) ele alınmakta; her bir kategorinin tabi olduğu rejim, açılabilen ve açılamayan davalar Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında tartışılmaktadır. Makale; arsa ve baz istasyonu gibi açık alanların kiralanmasından, vakıf taşınmazlarının 2886 sayılı Kanun çerçevesinde tahliyesine kadar uygulayıcının pratikte sıkça karşılaştığı sınırlardaki sorunlara hukuki cevap vermeyi amaçlamaktadır.

Dörtlü Ayrımın Hukuki Çerçevesi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) Dördüncü Bölümü kira sözleşmelerini üç ayrımda düzenler: genel hükümler (m.299-338), konut ve çatılı işyeri kiraları (m.339-356) ve ürün kirası (m.357-378). Bu üçlü kanuni ayrıma uygulamada bir dördüncü kategori daha eklenir: 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan kiralamalar. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hazine, il özel idareleri ve belediye taşınmazlarının önemli bir bölümü bu özel rejime tabidir.

Doktrinde kimi yazarlar beşli ayrımdan söz etse de uygulayıcı için aşağıdaki dörtlü şema yeterlidir:

  1. İhale Kanunu kiralamaları (vakıf, belediye, Hazine taşınmazları)
  2. Genel hükümlere tabi kiralar (arsa, baz istasyonu, araç filosu, AVM standı, otobüs giydirme)
  3. Konut ve çatılı işyeri kiraları (ev, dükkân, ofis, kapalı alan AVM dükkânı)
  4. Ürün ve hayvan kiraları (TBK 357 vd. — uygulamada nadir)

Sınıflandırma kritiktir, çünkü her kategori farklı tahliye sebepleri, farklı kira artış sınırları, farklı uzama kuralları ve farklı dava türleri sunmaktadır. Sözleşmenin başlığında ne yazdığı değil, taşınmazın fiili niteliği ve kullanım amacı belirleyicidir.

İhale Kanunu Kapsamındaki Kiralamalar (2886 sayılı Kanun m.75)

Vakıfların neredeyse tüm kiralamaları ve belediye kiralamalarının büyük çoğunluğu ihale yoluyla yapılır. İhalenin yapılmasına kadar olan süreçte (ihalenin feshi, iptali) görev İdare Mahkemesi'ndedir. İhale sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte görev Sulh Hukuk Mahkemesi'ne geçer; ancak hâkim uyuşmazlığı TBK üzerinden değil, ihale kanunu üzerinden değerlendirir.

2886 sayılı Kanun m.75 — Bildirimsiz Sona Erme

Bu hüküm uygulamada en çok karşılaşılan idari kira normudur. Vakıf veya belediye, sözleşmenin feshi için ihtarname gönderir ve ardından kaymakamlığa başvurur; mülki amir 15 gün içinde kiracıyı kapı dışarı edebilir. Avukatın müdahalesi genellikle bu aşamada gelir ve Sulh Hukuk Mahkemesi'nde "kiracılığın tespiti" davası açılır. Encümen kararının iptali tartışılıyorsa görev İdare Mahkemesi'ne döner; bu durum belediyenin el değiştirmesi hâllerinde sıkça karşımıza çıkar.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
İhale ile kiralanan taşınmazda süre bitimi (E. 2016/6329, K. 2016/7064, T. 29.11.2016)

İhale ile kiraya verilen taşınmazda 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 75. maddesi gereğince taraflar arasındaki kira sözleşmesi kira süresinin bitimi ile yasal olarak sona erer. Bu durumda TBK m.347'deki "kiraya veren sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez" kuralı uygulanmaz; sözleşme süre sonunda kendiliğinden son bulur.

Yasal Artış Sınırı Uygulanmaz

İhale kanunu kapsamındaki kiralamalar TBK 344'teki gibi uzamaz; sözleşme süresi bittiğinde biter. Ancak vakıflar ve belediyeler ecrimisil alarak kullanıma fiilen devam ettirebilir. Burada TBK 344'te öngörülen TÜFE 12 aylık ortalama sınırı uygulanmaz — sözleşmesel %400 ya da %500 artışlar bile mümkündür. Yargı denetimi yalnızca gabin (aşırı yararlanma) koşullarının oluştuğu hâllerde söz konusu olabilir.

Hazine, Vakıflar, İl Özel İdaresi ve Belediye İçin Geçerli

Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, il özel idareleri ve belediyeler 2886 sayılı Yasa uyarınca kiraya verdikleri taşınmazlarını, kira süresi sonunda işgalin ne kadar süre devam ettiğine bakılmaksızın — kiralananın 6570 sayılı Yasaya ya da Borçlar Kanunu'na tabi olup olmadığına bakılmaksızın — her zaman gerek mahkemeden gerekse mülki amirden tahliyesini isteyebilir. Ecrimisilin "kira parası" adı altında ödenmiş olması, sözleşmenin yenilendiği anlamına gelmemektedir.

Genel Hükümlere Tabi Kira Sözleşmeleri (TBK 299-339)

Konut ve çatılı işyeri dışındaki bütün kira sözleşmeleri bu kategoriye girer: arsa, baz istasyonu, araç filo kiralaması, otobüs giydirme, apartman numaratörü, AVM içi açık stand, çay bahçesi, açık halı saha, üstü açık otopark. Bu sözleşmelere TBK 339 ve sonrasındaki konut/çatılı işyeri özel hükümleri uygulanmaz.

Açılamayan Davalar

Kira hukukunda en kritik ayrımlardan biri buradadır. Genel hükümlere tabi sözleşmelerde aşağıdaki davalar açılamaz:

  • Kira tespit davası (TBK 344-345): Yargıtay yerleşik içtihadına göre tarla, arsa, otomobil ve hasılat/ürün kiralarında kira tespit davası açılamaz; bu özel dava türü yalnızca konut ve çatılı işyeri kiralarına özgüdür.
  • Arsa için ihtiyaç nedeniyle tahliye (TBK 350): Hükmün lafzı "konut ya da işyeri" ile sınırlıdır; arsa, tarla, baz istasyonu için bu yola gidilemez.
  • İki haklı ihtar davası (TBK 352/2): Hüküm "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları" bölümünde yer aldığı için genel hükümlere tabi sözleşmelerde uygulanmaz.
  • Tahliye taahhüdüne dayalı tahliye davası (TBK 352/1): Yargıtay açıkça bu hükmün arsa kiralarında uygulanamayacağını ortaya koymuştur.
  • On yıl uzama süresi davası (TBK 347): Kiraya verene yenileme yılının sonunda sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirme hakkı veren bu mekanizma da yalnızca konut/çatılı işyeri kiralarına aittir.

Açılabilecek Tek Dava — Süre Sonu Tahliyesi

Genel hükümlere tabi bir sözleşmede kiraya verenin elindeki tek araç, sözleşme süresinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde açılan tahliye davasıdır. Bu dava neredeyse yarım sayfa bile uzun sayılır: "Sözleşme süresi bitmiştir; kiracının tahliyesini talep ederim." Herhangi bir gerekçeye dayandırma zorunluluğu yoktur. Sözleşme tarafların fiili davranışıyla uzarsa, belirsiz süreli hâle gelir ve TBK 327-328 genel fesih kurallarına tabi olur.

Sözleşmenin Uzaması — "Aynı Şartlarla" vs. "Aynı Süreyle"

Genel hükümlere tabi sözleşmelerde (ve aynı mantık konut/çatılı işyeri için de) sözleşmedeki uzama kaydının lafzı, Yargıtay tarafından farklı yorumlanır:

Sözleşmedeki İbareUzama Şekli
"Aynı şartlarla yenilenir"Süre belirsize döner; sözleşme belirsiz süreli hâle gelir.
"Aynı şartlarla ve aynı süreyle yenilenir"İlk uzamada aynı süre kadar uzar; ikinci uzamada belirsize döner (tek seferlik uzama).

Bu fark vatandaşın gözünden kaçar; ancak avukatın sözleşmeyi gördüğü anda bu kalıba dikkat etmesi ve müvekkili uyarması gerekir. "Aynı şartlarla ve aynı süreyle" ibaresi örneğin 10 yıllık bir işyeri sözleşmesinde 10+10+1+1+1… şeklinde bir zincire neden olabilir.

Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları (TBK 339 vd.)

Bu rejim, kiracının zayıf taraf, kiraya verenin güçlü taraf olarak kabul edildiği; kiracı lehine yorum ilkesinin hâkim olduğu özel rejimdir. Mülkiyet hakkı ve barınma hakkının birlikte korunduğu, sosyal haklara da dokunan bir düzenlemedir. Kiraya veren, dilediğinde sözleşmeyi sona erdiremez; sona erdirebilmek için kanunda sayılan dokuz (uygulamada on) özel tahliye sebebine dayanmak zorundadır.

Çatılı İşyeri Kavramı — Yargıtay'ın Sınırlandırıcı Yorumu

Yargıtay'ın yerleşik yorumuna göre kiralananda örtülü yapılar bulunsa bile esas olarak bunların dışındaki alanların kullanıma hizmet ettiği kiralamalar çatılı işyeri kirası sayılmaz. Buna göre çay bahçesi, yazlık sinema, açık halı saha çatılı işyeri kavramına dahil değildir. Üstü açık otopark çatılı işyeri sayılmazken, üç katlı bir otoparkın en üst katı — çatılı olmasa da — çatılı işyeri kirası kabul edilebilir. Dükkân, mağaza, atölye, satış yeri, büro, dernek lokali tipik çatılı işyeri örnekleridir.

"Bahçeli Restoran" Sorunu — Üstün Vasıf İlkesi

Hem açık hem de kapalı alanı bulunan karma kullanımlı taşınmazlarda Yargıtay, taşınmazın bütünüyle "üstün vasfına" (galip vasfına) bakmaktadır. Eğer işletmenin ana karakteristiği ve kiralama amacı açık alandaki piknik/plaj alanı ise, üzerindeki küçük kapalı yapılara rağmen kira sözleşmesi genel hükümlere (arsa kirası rejimine) tabi sayılabilmektedir. Bu tespit, kiracının tahliye korumasından yararlanıp yararlanmayacağını belirleyen kritik eşiktir.

Ürün ve Hayvan Kirası (TBK 357 vd.)

Ürün kirası, kiraya verenin kiracıya hem kullanım hem de yararlanma hakkını devrettiği ve kira bedelinin doğrudan elde edilen ürünlere bağlandığı sözleşme türüdür (TBK m.357). Tarım arazilerinin hasılat karşılığı kiralanması, çalışır durumdaki akaryakıt istasyonu işletmeciliği, hayvan kirası gibi sözleşmeler bu kategoride değerlendirilir. Uygulamada nadir görülmekle birlikte, çalışır durumdaki akaryakıt istasyonlarında Yargıtay'ın bu sözleşmeleri ürün kirası olarak nitelendirdiği — dolayısıyla bu yerler için kira tespit davası açılamayacağı — istikrarlı içtihat hâline gelmiştir.

Yargıtay ve AYM Kararları Işığında Pratik Uygulama

Aşağıdaki kararlar, dörtlü ayrımın pratik sınırlarını çizen ve uygulayıcının elinde mutlaka bulunması gereken emsallerdir.

Yenileme Sözleşmesi ve On Yıllık Uzama Süresinin Hesaplanması

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Yenileme sözleşmesi 10 yıllık uzamayı yeniden başlatır (E. 2017/1527, K. 2017/1292, T. 14.02.2017)

Karara konu olayda taraflar arasında 01.07.1998 başlangıç tarihli kira sözleşmesi sonrasında 01.01.2008 tarihli yeni bir bir yıl süreli yenileme sözleşmesi imzalanmıştır. Yargıtay, kiralananın TBK'nın konut ve çatılı işyeri kirası hükümlerine tabi olduğunu belirleyerek, taraflar arasındaki kiracılık ilişkisinin yenilenen 01.01.2008 tarihli sözleşmeyle yeniden başladığını tespit etmiştir.

Daire'ye göre yenilenen sözleşme esas alınmak suretiyle, kiracı 01.01.2009'dan itibaren her yıl sürenin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça sözleşme TBK 347 uyarınca aynı koşullarla yıldan yıla yenilenir; on yıllık uzama süresi de bu şekilde hesaplanır. Bu koşullar gerçekleşmeden açılan tahliye davasının kabulü hukuka aykırı bulunmuş, hüküm bozulmuştur.

Pratik sonuç: Aynı taraflar arasındaki yeni bir yenileme sözleşmesi, on yıllık uzama süresinin sıfırlanmasına neden olur. Müvekkilin kira ilişkisini sürdürürken sözleşmeyi yenilemesi, kiraya verene "10 yıl + uzama" hakkını yeniden başlatma fırsatı verebilir. Yenilemeden önce müvekkili bu sonuç hakkında yazılı bilgilendirmek isabetli olur.

Belirsiz Süreli Sözleşmede On Yıl Sonrası Fesih ve TBK 328

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
TBK 328/son ile bir sonraki fesih dönemi için geçerlilik (E. 2017/7129, K. 2017/17713, T. 14.12.2017)

Kararda davacı, 24.03.1994 başlangıç tarihli sözlü kira sözleşmesine dayanarak TBK 347 kapsamında sözleşmenin sona erdirilmesi nedeniyle tahliye talebinde bulunmuştur. Daire, uyuşmazlığın TBK 347/2'de düzenlenen belirsiz süreli kira sözleşmesinin sona ermesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Daire, davacı tarafından 05.01.2015 tarihinde keşide edilip 09.01.2015 tarihinde tebliğ edilen ihtarın, TBK 328/son hükmü uyarınca bir sonraki fesih dönemi için geçerli olacağını tespit etmiştir. Buna göre fesih bildiriminin altı aylık kira döneminin sonu için üç aylık fesih bildirim süresine uyularak yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin davayı süre yönünden reddetmesi hatalı bulunmuş, hüküm bozulmuştur.

Pratik sonuç: Süresi geçirilmiş fesih bildirimi otomatik olarak hükümsüz değildir; TBK 328/son hükmünün koruyucu işlevi sayesinde bir sonraki fesih dönemi için geçerlilik kazanır. Bu, kiraya veren lehine önemli bir esnekliktir.

Tahliye Taahhüdü ve İspat Yükü

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Tahliye taahhüdünün önceden alındığı iddiasını ispat yükü kiracıdadır (E. 2017/975, K. 2021/1108, T. 28.09.2021)

HGK'nın bu yakın tarihli kararı, tahliye taahhüdü davalarında ispat yükünün dağılımı bakımından çok önemli bir içtihat oluşturmuştur. Karara konu uyuşmazlıkta davalı kiracı, taahhütnamenin kira sözleşmesinin imzalanmasından önce manevi cebir altında imzalatıldığını savunmuştur.

Kurul, TMK m.6 ve HMK m.190 uyarınca iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükünü taşıdığını hatırlatmıştır. Tahliye taahhütnamesinin kira sözleşmesinden önce imzalatıldığını iddia eden kiracı, bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Yerel mahkemenin ispat yükünü ters çevirerek davayı reddetmesi hatalı bulunmuştur.

Karar ayrıca, taahhüdün düzenleme ve boşaltma tarihlerinin sonradan tamamlanmasının belgenin geçersizliği sonucunu doğurmadığını; bu tarihlerin anlaşmaya aykırı olarak tamamlandığı iddiasının kiracı tarafından kanıtlanması gerektiğini vurgulamıştır.

Konu ile ayrımın bağlantısı: Karar gerekçesinde HGK, doktrine atıfla şu ilkeyi de teyit etmiştir: tahliye taahhüdü yalnızca konut ve çatılı işyerleri için verilebilir; bunlar dışındaki taşınmazlar (arsa, baz istasyonu, açık alan vs.) için verilen taahhütler TBK 352/1 kapsamında işlem görmez. Bu, dörtlü ayrımın temel yansımalarından biridir.

İki Haklı İhtarın Sınırları ve İhtar Tebliğ Anı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Süresiz sözleşmelerde iki haklı ihtar oluşmaz (E. 2018/5827, K. 2018/9394, T. 02.10.2018)

Daire, iki haklı ihtar nedeniyle açılan tahliye davasında üç önemli ilkeyi pekiştirmiştir:

  • İki haklı ihtara dayalı tahliye davasının, kira süresinin (bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının) bitiminden itibaren bir ay içinde açılması zorunludur.
  • Bir yıldan kısa süreli sözleşmelerde kira süresi içinde, bir yıl ve daha uzun süreli sözleşmelerde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kiracıya yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulması gerekir.
  • Daire'nin önemle vurguladığı kural: "Süresiz sözleşmelerde ve kira parasının yıllık ödenmesi gereken hâllerde iki haklı ihtar oluşmaz."

Somut olayda, ikinci ihtara konu Aralık 2015 kira bedelinin ihtarnamenin tebliğinden önce ödendiği anlaşılmış; bu durumda iki haklı ihtar şartının oluşmayacağı, davacının dava açmakta haksız olduğu sonucuna varılmıştır.

Pratik sonuç: Bu hüküm, genel hükümlere tabi (belirsiz süreli) sözleşmelerde iki haklı ihtar yolunun kapalı olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır. Bunun yanında, ihtarnamenin tebliği ile kira bedelinin ödenmesi tarihleri arasındaki saat farkı uygulamada belirleyici olabilmektedir. Tebliğ saatinin tespit edilemediği durumlarda, ödemenin ihtardan önce yapıldığı kabul edilmektedir.

Yeniden Kiralama Yasağı ve Mahkeme Kararı Şartı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
İhtarname üzerine kendiliğinden tahliyede TBK 355 tazminatı doğmaz (E. 2017/6483, K. 2019/2527, T. 25.03.2019)

Karara konu uyuşmazlıkta davacı kiracı, çatılı işyeri kirasına ilişkin sözleşmenin kiraya verence ihtiyaç gerekçesiyle yenilenmeyeceği bildirildikten sonra taşınmazı kendiliğinden tahliye etmiş; akabinde davalının taşınmazı üçüncü bir kişiye yeniden kiraladığını ileri sürerek TBK 355 kapsamında tazminat talep etmiştir.

Daire, TBK 355/1'in yeniden kiralama yasağı kapsamında uygulanabilmesi için kiraya verenin gereksinim nedeniyle açtığı bir tahliye davası ve bu dava sonucu verilen mahkeme kararının uygulanması suretiyle tahliyenin sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Kiracının ihtarname üzerine kendiliğinden tahliyesi durumunda 355. madde kapsamındaki tazminat koşulları oluşmaz.

Pratik sonuç: Bu içtihat, kiracılar açısından dikkat edilmesi gereken kritik bir tuzaktır. İhtarname üzerine "kendi rızasıyla" tahliye eden kiracı, sonradan taşınmazın başkasına kiralandığını gördüğünde TBK 355 tazminatından yararlanamaz. Yeniden kiralama yasağının korumasından yararlanmak isteyen kiracının, mahkeme kararı ile tahliyeyi tercih etmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin TBK 347 Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi — Norm Denetimi
TBK 347/1'in üçüncü cümlesine yönelik itiraz başvurusunun reddi (E. 2024/143, K. 2024/137, T. 23.07.2024)

Kandıra Sulh Hukuk Mahkemesi, TBK 347. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa'nın 10., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu kanısıyla iptal başvurusunda bulunmuştur. İtiraz konusu cümle, on yıllık uzama süresinin sonunda kiraya verene herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirme hakkını tanımaktadır.

Anayasa Mahkemesi, aynı kuralın daha önce 7/9/2016 tarihli ve E.2014/102, K.2016/131 sayılı kararıyla esastan incelendiğini ve iptal talebinin reddedildiğini tespit etmiştir. Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarınca, Mahkeme'nin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusunda bulunulamayacağı için başvuru oybirliğiyle reddedilmiştir.

Pratik sonuç: AYM bu kararıyla TBK 347 düzenlemesinin anayasal denetimden geçtiğini bir kez daha teyit etmiştir. Belirli süreli konut/çatılı işyeri kirasında "belirli süre + 10 yıl uzama" formülü ile sağlanan kiracı koruması, anayasal güvence altındadır. Önceki ret kararı 18.10.2016'da Resmî Gazete'de yayımlandığından, aynı kuralın anayasaya aykırılığı 18.10.2026 tarihine kadar yeniden tartışmaya açılamayacaktır.

Görevli Mahkeme ve Zorunlu Arabuluculuk

HMK m.4/1-a uyarınca kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklar — alacak davaları dahil — Sulh Hukuk Mahkemesi'nde görülür. 2011 yılındaki HMK değişikliğinden sonra Yargıtay, tereddüde yer bırakmayacak biçimde her türlü kira uyuşmazlığının Sulh Hukuk Mahkemesi'nde görüleceğini içtihat hâline getirmiştir. Tarafların tacir olması bu sonucu değiştirmez; HMK m.4'ün özel düzenleme niteliği TTK m.5'in genel kuralının önüne geçer.

İstisna: hizmet görme unsurunun baskın olduğu karma sözleşmeler (şoförlü/operatörlü taşıt veya makine kiralamaları, otel hizmetleri vb.) için Yargıtay HGK 2017/2222 E., 2021/760 K. sayılı kararıyla görevin Asliye Hukuk Mahkemesi'nde olduğuna hükmetmiştir.

1 Eylül 2023 itibarıyla kira uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hâle gelmiştir. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa dava yoluna gidilebilir. Bu, tahliye davaları, kira tespit davaları ve kiradan doğan alacak davaları için geçerlidir.

Sonuç ve Pratik Uyarılar

Kira sözleşmelerinde dörtlü ayrım, hukuki sınıflandırmadan çok pratik bir araçtır: avukatın elindeki dosyada hangi davaların açılabileceğini, hangi sürelerin işlediğini, hangi kira artış sınırlarının uygulanacağını belirler. Sözleşmenin başlığında ne yazdığı değil, taşınmazın fiili niteliği, üstün vasfı ve ihale yoluyla mı kiraya verildiği — tüm sonucu belirleyen kriterlerdir.

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:

  • Arsa kiralamasında tahliye taahhüdüne dayalı dava açılması — Yargıtay bu davayı reddetmektedir; ancak taahhütteki tarih, akdin bitim tarihi olarak kabul edilebilir.
  • Vakıf veya belediye taşınmazında TBK 339 vd. hükümlerine dayanılması — 2886 sayılı Kanun m.75 baskındır; sözleşme süre sonunda kendiliğinden biter.
  • Yenileme sözleşmesi imzalanırken on yıllık uzama süresinin sıfırlandığının fark edilmemesi — Müvekkili önceden yazılı bilgilendirmek gerekir.
  • "Aynı şartlarla ve aynı süreyle" ibaresinin gözden kaçırılması — 10 yıllık bir işyeri sözleşmesinde bu ibare, sözleşmeyi 10+10 yıllık bir zincire dönüştürebilir.
  • Çatılı işyerini "açık alan" ile karıştırmak — Park içindeki kafeterya, bahçeli restoran, çay bahçesi gibi karma kullanımlarda Yargıtay üstün vasıf testini uygular.

Avukatın sözleşmeyi gördüğü ilk anda yapması gereken üç tespit: (1) hangi rejime tabi, (2) hangi davalar açılabilir, (3) süreler nasıl işliyor. Bu üç soruya doğru cevap, davanın sonucunun büyük kısmını belirler.

Kira sözleşmenizin hangi rejime tabi olduğu, hangi davaların açılabileceği ve süreler hakkında profesyonel hukuki destek için bizimle iletişime geçin.

Av. Kadircan Eldemir — Hemen Ara E-posta Gönder